Category Archives: Değişim Yönetimi

Kentsel Dönüşüm mü? Bina Yenilenmesi mi?

“Kentsel dönüşüm” yaygın bir değişim iletişimi ile başladı. Paydaşlardan politikacılar ve inşaatcılar bu projeden en çok fayda sağlayacak kesimler olduğu için, iletişim araçlarında en çok onların ismi geçiyor. Ama, değişim yönetimi ve akademik açıdan bakıldığında burada temel bir sorun var. Değişim yönetiminde, değişim türleri değişimin sonucuna göre başlıca üç gruba ayrılıyor:

  1. Geliştirme-İyileştirme : Örneğin şirketlerde problem çözme veya süreç iyileştirmeye yönelik çalışmalar. bu çalışmalar sonucunda belirli bir noktada veya süreçte verim artışı sağlanıyor. Ama genel yapıya ve ilişkilere baktığınız önemli bir değişim görmüyorsunuz.
  2. Geçiş-Değişim: sistemde veya organizasyonda bazı aksaklıklar vardır. Durumu inceler örneğin örgütün şemasında veya karar verme süreçlerinde bir değişikliğe gidersiniz. Artık elinizde yeni bir yapı vardır. Ya da stratejinizi değiştirir, yeni bir misyon ve vizyon tanımlarsınız. bütün bunların sonunda, genel görüntünüz değişmez ama bazı alanlarda performans gelişimi sağlarsınız.
  3.  Dönüşümsel Değişim: en fazla kaynak ve çabayı bu tip değişim gerektirir. Sisteminizde yapı, kültür, liderlik stili gibi unsurlardan kaynaklanan temel bir sorun varsa, sadece iyileştirme çabalarıyla sorunlarınıza çözüm bulamazsınız. Detaylı analiz ve planlamalar yaparak bütünsel bir değişime gitmeniz gerekir. Sonuçlarını öngöremeyeceğiniz için en riskli ve yatırım gerektiren değişim çabasıdır.Örneğin hiyerarşik yönetime sıkı sıkıya bağlı bir örgütü, müşterek kararlarla yönetilen ve en alt örgüt çalışanının bile karar alabildiği bir yapıya dönüştürülmesi. Bir metaforla göstermek gerekirse ipek böceğinin, kelebeğe dönüşmesi.

 Bu tanımlar çerçevesinde baktığımız zaman, bizdeki “kentsel dönüşüm” diye adlandırılan proje Dönüşümsel Değişim grubuna giremez. Eski binaları en çok rant getiren semtlerde yıkıp yeniden yapmak kentsel dönüşüm olmaz.  Evler, apartmanlar bir sistemi oluşturan unsurlardan biridir. Sistemimiz yaşadığımız şehirlerdir. Alt yapıyı oluşturan sistemin diğer unsurları, sosyal altyapı, ekonomik ve imar dokusu, bilişim, sağlık alt yapısı ve yeşil alanlar. Oysa örneğin İstanbul Kadıköy’deki rantsal yenileme burada yaşayan nüfusu %30 oranında artıracak. Buna yakın bir oranda araç trafiği artacak. Peki yollar? çocukların oynayacağı alanlar, yaşlıların yürüyüş yapıp sohbet edeceği parklar? Bir bölgeyi yeniden çağdaş yaşama uygun olarak yapılandırmak; o semtte, yeşil alanların çağa uygun büyütülmesi; kişi başına düşen m2 ile, kişi başına düşen yeşil alan, sanat ve spor alanlarının karşılaştırılarak, uygar dünyada yapıldığı şekilde, iş merkezlerini, konut alanlarını, meydanları, cadde ve sokakları, ulaşım sistemlerini de içine alan bir makro dönüşüm planına göre yaparsak bu bir kentsel dönüşüm olur. Şu anki  İyileştirme, “yık yap” yöntemi sistemin bütünlüğü ile uyum içerisinde olmadığı için önümüzdeki dönemde içinde yaşadığımız sistemde ortaya çıkacak başka sorunlarla mücadele etmek ve gereksiz kaynak israf etmek zorunda kalacağız. Maalesef sistemin farklı unsurları arasında bir diyalog olmadığı için büyük bir fırsat kaçırıldı.

Değişimi Anlatabilmek

Her ne kadar son dönem literatürde değişim sadece modern çağa ait bir kavrammış gibi gösteriliyorsa da, değişim insanın var olduğu en eski çağlardan beri var. Bunu aşağıdaki linkteki video çok güzel gösteriyor.

Esas sorun değişimi doğru anlatabilmekte. Çünkü değişim kelimesi yanlış anlaşılabilir…

İnsanların alışkanlıklarını değiştirmek kolay değil. Hergün alıştığınız yolu kullanmaktan nasıl vazgeçersiniz? izleyin bakın. Alternatifi eğlenceli hale getirmek bunun bir yöntemi. (genellikle çocuklarda etkili olur)

Özetle, değişim ihtiyacını ve değişimin ne getireceğini özellikle avantajlarını, doğru dil kullanarak anlatabilmek lazım. Eğer eğlenceli (motive edici) bir yöntem geliştirebilirseniz insan alışkanlıklarını çok daha kolay değiştirebilirsiniz.

Değişimi Nasıl Başlatıyorsunuz?

Şirketlerde liderlerin, kurumsal değişimi hayata geçirebilmek ve çalışanları da bu değişime katabilmek için çekici bir gerekçe bulmaları gerekir. Harvard  Business School araştırmalarına göre aciliyet ve gereklilik duygusu yaratmada yetersizlik, kurumsal değişim çabalarının sakat başlamasına neden olmaktadır. Ülkemizde de iş hayatında çok sık duymaya alıştığımız “patron bu şekilde yapılmasını istiyor” gerçeği artık değişimi tetiklemede yetersiz kalmaktadır. Bu durumda şirket dışı bir faktörün baskısı gerekli  değişimin hayata geçirilmesinde daha etkili olmaktadır. Örneğin; önemli bir müşterinin eğer şirketiniz kalite belgesi almazsa sizinle iş yapmayı durduracağı yönünde bir gelişme ortaya çıktıysa. Dolayısıyla değişim ihtiyacını sorun ve koşulların belirlemesi, çalışanlar üzerinde  talimatlardan daha fazla etkili olmaktadır.

Gönüllü Değişim Ajanları

Büyük değişim projeleri yürüten kurumlarda proje ekip üyeleri genellikle yöneticiler tarafından seçilir ve atanırlar. Bazı durumlarda seçilen kişiler teknik olarak doğru bilgi ve deneyime sahip olsalarda, değişim karşısındaki tutumları çoğu zaman olumsuz olabiliyor. Bu yüzden iş hayatımda başarılı birçok genç insanın işinden ayrılmak zorunda kaldığını gördüm. İnsanların yanlış yaklaşım ve liderlik hataları yüzünden başarısız veya isteksiz konumuna düşürülmeleri çok doğru bir yöntem değil.

Benim önerim herhangi bir değişim projesinin en başında değişim ihtiyacı örgütle paylaşılırken (tabii ülkemizde ne kadar paylaşıldığı tartışılır. En azından bu alanda yapılmış bir çalışmaya rastlamadım) paydaşlar arasında istekli, gönüllü kişileri bulmaktır. Doğru yöntemler kullanıldığı takdirde bu gibi kişiler doğal değişim ajanları olarak kendilerini belli edeceklerdir. Gönüllü değişim ajanları projenin her aşamasında çok daha katılımcı bir tutum içinde olacaklardır. Böylece kimsenin kalbinin kırılmasına gerek kalmaz.

Örgütlerde Değişimi Yönetme

Değişimden maalesef kaçamıyoruz!  Özel hayatımızda, iş hayatımızda ve örgütümüzde yaşam boyunca büyük veya küçük, olumlu veya olumsuz bir dizi değişimle karşılaşıyoruz. Değişimi hayatın önemli bir parçası olarak görmekten başka çare yok. Sosyal ve teknolojik tetikleyicilerin gittikçe çoğaldığı günümüz koşullarında yukarıdaki klasik tespit gittikçe daha fazla önem kazanıyor. İş dünyasında rekabet oldukça yüksek ve herkes birbirini alt etmek için çalışıyor. Böyle bir ortamda hayatta kalabilmek için kurumların iç ve dış politikalarını günün gereksinimlerine göre güncellemeleri, gerektiği takdirde önemli değişiklikler yapmaları gerekiyor.

Bir organizasyonun büyümesi için, (günümüzde sürdürebilirlik büyüme ile yer değiştirdi) değişim ihtiyaçlarını takip etmek ve zamanı gelince bu değişimleri hayata geçirmek çok önemlidir. Bu değişimler bazen çalışanların zor fark ettikleri küçük süreç iyileştirmelerinden ibarettir. Bazen de insanların iş yapış biçimlerini ve kurumun felsefesini radikal bir şekilde değiştiren değişimler söz konusudur. Özellikle bu son tür değişimler çalışma ortamında gerilim ve çatışma yaratır.
Bir örgütsel değişimi yönetme (değişim liderliği), yöneticilerin karşılaşacağı en zorlu görevlerden biridir. Çalışanların değişime olumsuz duygularla yaklaşmamaları için yöneticilerin izleyecekleri strateji önemlidir.  Bazen şartlar o kadar zorlaşır ki, kurumun hayatta kalması için ani ve radikal bir değişim yaşamak kaçınılmaz olur. Bu gibi değişimler sıklıkla, yanlış ve yetersiz planlama, izlenen strateji ve çalışanların değişime destek vermemesi, hatta direnmeleri nedeniyle başarısızlığa uğrar. (Maalesef ülkemiz için yapılmış bir istatistiksel çalışma yok. Ama gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda başarısızlık oranı %60-%70 arasında değişiyor)

Yöneticilerin değişim öncesi ekipleri ile katılımcı yöntemler kullanarak öngörülen değişimi açık bir şekilde tartışmaları, düşüncelerine kulak vermeleri değişime tepki ve korkularını anlamak açısından çok önemlidir. Maalesef güç ve hiyerarşi kültürünün hakim olduğu birçok kurum bu tip uygulamalar açısından henüz çok geride. Halbuki bir değişim projesine başlamadan evvel değişime neden ihtiyaç duyulduğunun çalışanlar tarafından anlaşılması ve ikna edilmeleri, örgütün ve çalışanların geleceği açısından çok önemlidir. İlk olarak, zorlama yerine değişim için açık ve olumlu bir atmosfer yaratmak ve insanları değişime hazırlamak değişimin başarısını artırır. Değişime şüpheyle yaklaşmak ve uyum için belirli bir süreye ihtiyaç duymak insanın doğal eğilimidir.

Uygulamada değişimin başarısı büyük ölçüde liderlerin değişimi nasıl tanıttıklarına (Değişim İletişimi) ve yönetimin değişimi uygulayacak olan kadrolara verdikleri desteğe bağlıdır. Eğer radikal bir değişim söz konusu ise (kültürel değişim, BPR ve ERP gibi) o zaman yeni kavram ve fikirleri öğrenmeleri için çalışanları eğitmek yönetimin sorumluluğudur. Değişime uyum kişilik stillerine göre değiştiği için eğitim, değişim direncine karşı kullanılan önemli stratejik araçlardan biridir.

Değişiklikler uygulandıktan sonra, öğrenmeye çalışanlar için yeterli zaman sağlamak gerekir. İlk aşamada değişim çoğunlukla herkesi rahatsız eder. Herkesin aynı hızla uyum sağlamasını beklemek ve baskı yapmak akıllı bir yönetim yaklaşımı değildir. (Bkz. Kübler-Ross Modeli)
Çalışanlarınızla konuşun, değişimin olumlu ve olumsuz yönlerini onların ağzından öğrenmek çok önemlidir. Çalışanların değişimle ilgili görüşlerini rahatlıkla dile getirebilecekleri ortamlar yaratın ve tartışmaları teşvik edin bu yaklaşımlar değişim liderlerinin hayatını daha da kolaylaştıracaktır.

Örgütlerde herhangi bir değişim projesi başlatmadan önce, ilk olarak ihtiyaç duyulan değişimi değerlendirmek lazım; değişim her zaman en ideal çözüm olmayabilir, hatta bazen seçilen değişim yaklaşımı durumu daha da kötüleştirebilir (Belediye uygulamalarında ve sosyal yaşamı etkileyen değişikliklerde bu gibi örnekleri çok görüyoruz). Diğer tüm alternatiflerin başarısız kalması durumda strateji ve politikalarda bir değişim düşünmek lazım. (kimsenin hiçbir kurala uymadığı ve yaptırımların yetersiz olduğu bir ülkede sık sık yasaları değiştirerek çözüm aramak gibi.)

Örgütsel Değişimi Sistemin Güçlü Yönleri Üzerine Kurma Stratejisi: Olumlu Sorgulama

Pozitif Sorular

Olumlu Sorgulama (Appreciative Inquiry-AI) bir gelecek resmi (vizyon) yaratmak için geçmişteki bireysel veya örgütsel başarılarımızı yaratan koşulları, olumlu sorular sormak yöntemiyle açığa çıkarmamızı sağlar. Genellikle alışkanlıkla sorduğumuz sorulara spesifik, kesin cevaplar bekleriz. Ama günümüzde, iş dünyasının karışık ilişkilerini basit sorular sorarak irdeleyemeyiz. Örneğin; “bu sene iş hacminiz ne kadar arttı?” sorusunu cevaplamak “Önümüzdeki 10 senenin sonunda mevcut başarınızı sürdürebilmek için hangi alanlarda gelişmemiz lazım?” sorusuna göre çok daha kolaydır.
Koçluk çalışmalarında kullanılan sorulara benzeyen olumlu sorgulama soruları, basit ama kolay olmayan sorular sınıfına girer. Biraz tecrübe gerektiren bu sorular şimdiye kadar günlük ilişkilerimizde kullandığımız kapalı sorulara benzemezler. Bu sorular, karşınızdaki kişiyi düşünmeye iten, geçmişi hayal etmeyi sağlayan olumlu ve açık sorulardır. Birisine kendisi hakkında üç şey söylemesini isteyin. Genellikle derhal olaylara dayalı bir cevap alırsınız. Sonra kendilerinde beğendikleri üç şeyi söylemelerini isteyin, karşınızdakinin ifadesi değişmeye başlar. Bir sonraki soruda, zor durumlarla başa çıkmak için hangi kişisel beceri ve değerlerinin kullandıklarını sorun. Aldığınız cevaptan bu tip sorular karşısında başka bir düşünce yöntemine ihtiyaçları olduğunu göreceksiniz. Son olarak, güçlü yönlerinin ve değerlerinin onlara bir gelecek vizyonu oluşturmakta nasıl yardımcı olacağını sorduğunuzda, olumlu sorgulama dünyasına adım atmış olacaksınız.
Soru Örnekleri:
•    Kendinizin veya kurumunuzun zirvede olduğu bir durumu düşünün, neler söyleyebilirsiniz?
•    Bu deneyimi yaşarken, en çok değer verdiğiniz şeyleri düşünün.
•    Organizasyonunuzu canlanmasını sağlayacak ve daha sağlıklı olmasını sağlayacak olmasını istediğiniz üç dileğiniz nelerdir?

Stratejinin İşleyişi
Bu strateji gerçek gücünü aynı sistemden (grup, takım, organizasyon, topluluk gibi) birden fazla paydaşın ortak bir gelecek yaratmak için bir araya geldikleri zaman gösteriyor. AI müdahaleleri (geniş katılımlı toplantılar) için kesin bir yol haritası  olmamakla birlikte 4-D modeli ( Discovery, Dream, Design ve Destiny) bir rehber olarak kullanılabilir.
İlk iş sorgulayacağımız konuyu belirlemek; Nereye odaklanacağız? Discovery safhasında dikkatle hazırlanmış sorular aracılığıyla insanları öykü ve başarı hikayelerini anlatmaya davet ederek,  kim, niçin, ne, ne zaman, nerede, nasıl sorularına cevap almaya çalışacağız. Aslında öğrenmek istediğimiz nerede, ne zaman ve hangi koşullar altında başarılı oldukları. O süreçte doğru giden işler nelerdi? Gelecekte aynı başarıyı yakalamak için ne yapmaya devam etmemiz lazım?
Geçmişin başarılarını anlatan hikayeleri dinleyerek, dream (hayal etme, canlandırma) aşamasında bu başarıları ilham kaynağı olarak kullanmak suretiyle geleceği hayal ederiz; rüyalarımız gerçek olursa ortaya nasıl bir görüntü çıkar (vizyon). Daha sonra Design (tasarım) aşamasında gelecek hayalimizin yarattığı heyecanla hayallerin gerçekleşmesi için yapılması gerekenler tasarlanır. Destiny (kader, sonuç) safhasında ise, müşterek bir vizyon yaratılması için eylem planlama ve uygulama sürecine girilir.
Kuvvetli yönlerimize odaklı bu strateji bazı prensipler üzerine kuruludur; kullandığımız kelimeler kendi dünyamızı yaratır; sorgulama değişim başlatır; sorunları veya imkanları sorgulamak bize bağlıdır; gelecekle ilgili resimler eylem yaratır; olumlu sorular olumlu yönde değişime yol açar.
Sadece bir akademik egzersiz gibi görülebilen olumlu sorgulamaya, Dünya’da birçok uluslar arası şirket tarafından başvurulduğu gibi, ABD Donanması, BBC,  Birleşmiş Milletler gibi birden çok paydaşı olan karmaşık örgütlerde, değişimin etkisini anlamaya yardımcı oldu.
Yukarıdaki her üç uygulamada da, açık uçlu sorular aracılığıyla, olumlu sorgulamanın şu üç soruluk standart döngüsü kullanılmıştır: geçmişte ne olduğunu anlamak için kullanılan sorular, işimizi yaparken öne çıkardığımız değerler (Bu husus ayrıca Değerlerle Yönetim başlığı altına girmektedir) ve başkaları ile işbirliği halinde çalışarak neler yaratabiliriz.

Yurttaş Seferberliği ve Sivil Toplum Uygulaması: Imagine Chicago Projesi

Bliss Browne 16 yıldır bir bankada kurumsal bankacılık yöneticisi olarak çalışmaktayken yaşadığı Chicago kenti ciddi güvenlik sorunları ile boğuşuyordu.  Bir gün kendisine “Chicago kentinde yaşayanlar bir bütün olarak sağlıklı bir gelecek kurmak hakkında seferber olsalardı ne gibi bir durum ortaya çıkardı?” sorusunu sordu.
Aklına takılan bu soru üzerine kariyerini terk edip, takip eden 10 seneyi şehrin dönüşümüne adadı. O tarihlerde yapılan kamuoyu araştırmalarında Amerikalıların %85’inin şehirlerin geleceği ve yöneticileri hakkında olumsuz görüşe sahiptiler. Browne böyle bir durumda başa çıkabilmek için yeteneklerin ve derinlerde yatan değerlerin tümünün kullanılmasına imkan yaratacak bir yapı oluşturmayı hayal etti. Bu amaçla olumlu eylem ve olumlu imaj arasındaki ilişkiyi kullanan, pozitif eylemlerin pozitif imaj yaratacağı prensibini uygulayabileceği Imagine Chicago hareketini başlattı. Sürükleyici strateji olarak ta David Coperrider tarafından geliştirilen (Appreciative Inquiry) olumlu sorgulama modelini kullanmaya karar verdi.

“Bir kentte yaşayanların hayal gücü o kentteki yaşamı şekillendirir”

Şehirde yaşayan binlerce insanın kolektif hayal gücü geleceği şekillendirmek için en büyük itici güç olacaktı.
1993’te McArthur Vakfı ilk pilot projeyi finanse etmeyi kabul etmesiyle çalışmalara başlandı.  Browne ve arkadaşları böyle büyük bir projede yaklaşık bir milyon hane halkı ile görüşmeler planladılar. Çalışmalarında din adamları, CEO’lar, okul müdürleri, veliler, sanatçılar, bilim adamları yer aldılar. En tutkulu ve ilham verici öyküler kentin yaşlıları ve çocuklar tarafından aktarıldı. Çok mantıklı değil mi? Yaşlılar geçmiş değerleri, çocukların hayalleri ise geleceği şekillendiriyor.
Bu veri toplama projesinin başlangıcında röportaj yapacak ekiplere koçluk ve soru sorma teknikleri eğitimleri verildi. Ayrıca hepsine standart soru setleri verildi.
Imagine Chicago projesini, Dallas, Boston, Detroit, Los Angeles, Calgary, Şili, İskoçya, Nepal, Tazmanya projeleri takip etti.

Derleyen: Serdar Yurdakul/YDD Yönetim Kurulu Üyesi, Ikeda Consulting Kurucusu

Kurumsal Kültür ve Kurumsal Değerler

Kurumsal kültür, değişim sürecindeki kurumlarda, hiç şüphesiz değişimi destekleyen veya engelleyen en önemli kuvvettir. Kurumsal kültürü en basit şekilde, değerler, davranışlar, normlar, gelenekler, alışılmış uygulamalar bütünü olarak tanımlayabiliriz.
Kurumsal kültürün oluşmasında, hatta kurumların başarısında (örneğin, krizlere dayanıklılığında) değerlerin önemi gittikçe artmaktadır. Ancak temel değerlerini belirleyen birçok kurum, bu çalışmalarından istedikleri sonucu elde edemediler. Bu çalışmaların istenen sonucu vermemesi, kurumların değerlerini belirlemekte kullandıkları yöntemlerden kaynaklanıyor. Bu yöntemleri incelediğimizde, değerlerin genellikle kurumun üst ve ara düzey yöneticilerinden oluşan küçük bir ekip tarafından dar bir katılımla belirlendiğini görüyoruz.

Değerler niçin bu kadar önem kazandı?
Kurumlarda her gün bireysel ve organizasyonel düzeyde bazı kararlar alınır. Çalışanların bireysel olarak verdikleri kararlar, kendi dünya görüşlerinden etkilenir ve kendileri açısından neyin önemli olduğunu gösterir. Kurumların verdikleri kararlar ise kurumun kendi kültürünün içinde gömülü inanç sistemi tarafından etkilenir (ki genellikle bu kurucu liderin dünya görüşüne paralellik gösterir). Bir başka deyişle insanların verdiği kararlar kendilerinin ve çalıştıkları kurumun değerlerini yansıtır. Eğer çalışanların ve kurumun değerleri aynı veya birbirine yakınsa sorun yok, ancak bu değerler birbirinden çok farklı olduklarında, kurumlarda değer farklılıklarından kaynaklanan çatışmaları (bireyler veya ekipler arasında yaşanan çatışmaları) görüyoruz. Bu nedenle teoride bireysel değerlerin kurum değerleriyle mümkün olduğunca örtüşmesi arzulanıyor.
Yapılan araştırmalarda, kurumsal değerlerini çalışanların değerleri ile örtüştürmeyi başaran şirketlerin uzun vadeli performanslarının ve krizlere dayanıklılıklarının daha yüksek olduğu görülmüş. Bu şirketler çalışanlarının ve müşterilerinin ihtiyaçlarına önem verdikleri için özellikle genç yeteneklerce daha çok tercih edilmişler. Kültürel değerlerinde uyum sağlayamayan şirketler ise daha içe dönük, sık çatışmaların yaşandığı, stresli şirketler olarak görülmüşler. Bu şirketlerin finansal olarak başarılı olsalar bile yetenekli insanları işe almakta ve tutmakta zorlandıkları tespit edilen diğer bir husus. (kriz dönemlerinde iş bulma zorluğu yüzünden yetenekli insanların bu tip kurumlarda pas tutmaları veya çok düşük motivasyonla çalışmaya devam etmeleri kaçınılmazdır)
John Kotter’ın Corporate Culture and Performance (1992) isimli kitabında değerlerin örtüşmesi, organizasyonel etkinlik ve finansal başarı arasında yakın ilişkiden söz edilmekte ve değerlerini kurumsal kültürleri içinde harmanlayabilen firmaların diğer firmaları geride bıraktığından söz edilmektedir. Yine Jim Collins’in Built to Last (1994) isimli kitabında da güçlü kurumsal kültür oluşturmayı başaran şirketlerin, firma değerliliği ve hisse senetleri bazında da rakiplerini geride bıraktıkları konusunda araştırma sonuçlarına yer verilmiştir.

Değerlerimizi Nasıl Belirleyeceğiz?
İşte bu aşamada kurumsal değerleri katılımcı yaklaşımlarla ölçen ve bu değerlerin çalışanlarca benimsemesini sağlayan araçlar önem kazanmaktadır. Bu araçlardan biri şirketlerde bireysel ve kurumsal değerlerin belirlenmesi ve görülebilir olmasını sağlayan, Richard Barrett tarafından Abraham Maslow’un çalışmalarından esinlenerek 1998’de geliştirdiği, Cultural Transformation Tools© başlığı altında yer alan ürün grubudur. Bu sistem özetle, çalışanların kurumda hakim değerleri nasıl algıladıklarını incelemek suretiyle mevcut kültürün detaylı bir analizini çıkarmakta ve çalışanların kurumda görmek istedikleri değerleri sorgulayarak, kurumda arzulanan kültürü kişisel motivasyon, kurumsal gelişim ve müşterilere yönelik üç ayrı boyutta raporlamaktadır. Cultural Value Assessment (CVA) isimli rapor ise şirkette hangi alanlarda uyumsuzluk olduğunu ve değer farklılıklarından kaynaklanan çatışma noktalarını göstermektedir. Bu ürün şimdiye kadar 26 ülkede, 18 farklı lisanda, aralarında Microsoft, Unilever, Ericsson, Ford, Siemens, Kraft, Volvo, L’Oreal gibi şirketlerinde bulunduğu 700’den fazla firma tarafından kullanılmıştır. PriceWaterhouseCoopers ve McKinsey danışmanlık tarafından da kurumsal kültür projelerinde müşterilerinin kurumsal değerlerinin haritasını çıkarmak için tercih ettikleri bir üründür.

Değerlerin Belirlenmesi Yeterli mi? Daha Sonra Ne Yapılacak?
Kurumsal değerler ölçülüp belirlendikten sonra önemli olan bunların davranışlara yansımasıdır. Bu aşamada önerilen metodoloji, temelleri pozitif psikolojide yer alan Olumlu Sorgulama seanslarıdır. Belirlenen değerlerin tüm çalışanlar tarafından benimsenmesi, kabul görmesi ve içselleştirilmesi için bir dizi toplantılar düzenlenir. Olumlu sorgulama seansları diye adlandırdığımız bu toplantılarda, diyalog yöntemi kullanılarak arzulanan kültürel ortamı destekleyecek değer ve davranışlar karşılıklı sorulan olumlu sorulara cevap aranmak suretiyle katılımcı bir şekilde belirlenir. Son aşamada çalışanların katılımcı yöntemlerle belirledikleri bu değerlerin şirket kültürünün bir parçasını oluşturan insan kaynakları uygulamalarının içinde yer alması gerekiyor. Bunlardan ilk aklımıza gelen performans değerlendirme süreçleri, diğer bir husus ise şirket yönetici ve liderlerinin bu değerleri içlerine sindirmeleri ve davranışlarıyla örnek olmaları. Kalıcılığın sağlanması için yapılması gerekenler bu iki uygulamayla sınırlı değil ancak organizasyonda değerlerle yönetim felsefesinin yerleşmesi ve istenen değişimin görülmesi ısrarlı uygulamalar sonunda gerçekleşebilir. Bu sürecin herhangi bir aşamasının ihmal edilmesi, bizi tekrardan başladığımız noktaya götürür.
Bu yazının başlangıcında da yer aldığı gibi, bu çalışmalarda hangi aracın kullanıldığından daha çok izlenilen yaklaşım önem kazanmaktadır. Çalışanlar veya tüm paydaşlar, kendi bireysel görüşleri alındığı takdirde kültürel değişim projelerinin sonuçlarına sahip çıkmaktadırlar. Bu yaklaşım belirlenen yeni değerlerin kurumsal kültür içinde kalıcılığının sağlanması ve bunların davranışlara yansımasını kolaylaştırmaktadır. Önemli olan, değerlerin tüm çalışanlar tarafından 7/24 yaşanması ve davranışlarına yansıtılması, aksi takdirde bu değerler şirketlerin koridorlarında şık posterler olarak kalıyorlar.

Bu şekilde Cultural Transformation Tools© (CTT) ve Olumlu Sorgulama seansları kullanılarak geliştirilen yaklaşıma, tüm sistem katılımlı kültürel değişim diyoruz.

Derleyen: Serdar Yurdakul

Darüşşafaka değişime yelken açtı…

Bu sene 22-25 Nisan tarihleri arasında ülkemizde IKEDA Consulting ev sahipliğinde dördüncüsünü düzenlediğimiz Değişim Yöneticileri Konferansının son gününde Darüşşafaka Eğitim Kurumlarında, CFAN Başkanı Tanja Vermeer, üyelerden Holger Nauheimer, Serdar Yurdakul ve Funda Oral, öğrenci, veli, mezun ve yöneticilerden oluşan 70 kişilik bir grupla “alanı” açtılar.

Toplantı temamız:

Gurur Duyacağınız Darüşşafaka Ruhu’nun Canlandırılması ve Sürdürülebilir Başarılar İçin Neler Yapabiliriz?

Toplantının açılış seremonisi sırasında başkanımızın izlediği rituel öğrencilerin gülüşmelerine yol açtıysada ilerleyen dakikalarda gençlerin katkıları ve şevkleri görülmeye değerdi.

Hemen sonra AAT Organizasyondan Funda Oral alanı açtı.

Sonraki 30 dakika içerisinde katılımcılar heves duyacakları 40 değişik konuda çalışma başlıklarını ilan ettiler. Bunlardan bazıları:

“Sadece yetimler değil, fakir aile çocuklarıda”

“Cezalandırmanın sonuçları”

“Darüşşafakanın Anadoluya yayılması”

“Akademik başarı yeterli mi?”

“Performansımızı nasıl artırabiliriz?”

“Eksiklerimiz neler?” “Mezunların katkılarını nasıl geliştirebiliriz?”

İlerleyen zamanda bu başlıklar altında çalışma grupları oluşturuldu. Üç kere tekrar edilen açık alan seansları sonunda ana grubumuza döndük ve gruplar raporlarını sundular. Sonuçta 12 ana başlık altında toplanan bir eylem planı ortaya çıktı. Eylem planlarının tartışılması sonucunda katılımcıların 3 ana alana odaklanacakları ortaya çıktı:

  • Sorumluluk
  • Darüşşafakalılık Ruhu
  • Başarı

Bu odak noktalarının altında somut projeler gündeme getirildi. İlk defa velilerinde böyle bir çalışma içinde yer almaları, veli temsilcileri tarafından çok olumlu olarak görüldü.

Toplantı sonuçları uluslararası OS camiasında ses getirdi. İşte Harrison Owen’ın yorumu:

YOU GUYS ARE WONDERFUL! And you got your reward. Not only was space opened – it was REALLY opened. I just loved the final line of your note: “It was in particular moving that the parents present said that this was the first time they were listened to.” Warms my heart and makes me cry! J

Harrison