Değişim Nasıl Yönetilmez?

Gezi Parkı projesi ve sonrasında yaşananlar, bir değişim projesinin nasıl yönetilmeyeceği konusunda bir yazı yazmak için bana ilham verdi. Değişim yönetimi akademik literatürde genellikle üç düzeyde incelenir: Bireysel, örgütsel ve toplumsal (The Larger System)

Bazen bu düzeylere ilaveten grup veya ekipler düzeyinde değişim de yine akademik çalışmalarda yer alıyor.

Değişim yönetimi hangi düzeyde uygulanırsa uygulansın, kullanılan yaklaşım ve teknikler üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bunların temelinde de Kurt Lewin prensipleri yer alır. Modelin işleyişini merak edenler Google Hocaya sorabilirler. Dolayısıyla örgütsel değişimde kullandığımız teknik ve araçların çoğunu sosyal ve çevresel değişim projelerinde de kullanabiliriz.

Şimdi Gezi Parkı Projesi ile yazılı ve görsel basındaki mesajlardan çıkarttıklarımı değişim yönetimi gözlüğümün bakış açısıyla aktarmak istiyorum.
Belediye Başkanı (Bundan böyle proje sponsoru olarak adlandıracağım) TV’deki konuşmasında, halkın söylediklerine kulak vermemiz gerektiğini anladık gibi bir şey söyledi! Bonjour. Proje kick-off tarihinden itibaren bu konu aylarca medyada tartışıldı. Mimarlar Odası, Taksim Platformu gibi paydaş örgütler, sansürlenmeyen her türlü medya kanalı aracılığıyla eleştirilerini yayınladılar ve yapıcı öneriler getirdiler. Projenin paydaşları olan bu gruplar kaale bile alınmadı, “Topçu Kışlası isterüz” şeklinde ısrar sürdürüldü. Halbuki tek istenen dinlenilmekti. Sonuç 3 ölü, 4 sakat, 4000 civarı yaralı, 70 Milyon TL üzerinde maddi zarar. Proje yöneticilerini tebrik ederim!

Bu Projenin Paydaşları Kimler?

Geniş kesimleri ilgilendiren değişim projelerinin başlangıcında ilk yapılması gereken, proje paydaşlarının belirlenmesidir. Gezi projesinin paydaşları kimler? İstanbul halkı, Beyoğlu ilçesi yaşayanları, Belediye Başkanı, Vali, Başbakan, mimarlar odası, sivil toplum örgütleri vs. Peki en önemli paydaş grubunu nasıl belirleyeceğiz? Bir örgütte en önemli paydaş kesimi, o örgütte çalışan ve değişim projelerinden en çok etkilenecek olan insanlardır.Tabii bir de projenin kaderini etkileyecek en etkili paydaşlar var. Aynı bakışla Gezi Parkı projesinden en fazla etkilenecek kesim İstanbul Halkı ve yaşam alanı Taksim çevresi olan insanlardır. Şimdi bir başbakanı ülkenin CEO’su olarak görürsek, paydaşları dinlemeyip kendini en çok etkilenen paydaş gibi göstermesi, bir projenin başlangıcında yapılan en büyük hatadır, çünkü bunca paydaş arasında Gezi Parkı değişim projesinden en az etkilenmesi gereken paydaş başbakandır. Demek ki değişim projelerine başlarken hangi paydaşın önemli olduğunu veya projenin sonuçlarından en çok etkileneceğini anlamak için paydaş etki analizi yapmamız lazım. Değişim projesinden en çok etkilenen paydaşlar mı dikkate alınacak, yoksa en etkili paydaşın dediği mi olacak. Galiba burada proje sponsoru en etkili paydaşı dikkate almak zorunda kalmış. Dolayısıyla diğer paydaşlarla iletişime geçme ve bilgi verme ihtiyacı hissedilmemiş!

Niçin Böyle Bir Projeye İhtiyaç Var? Sorun Nedir?

Proje sponsoru parkın yanında kaldırım genişletme ihtiyacı olduğunu söylüyor. Ülkenin CEO’su “Topçu Kışlasının bizim kurumsal kültürümüzde önemi büyüktür, bizden önceki yönetimler tarafından yıktırılmıştır, dolayısıyla yeniden inşaa etmemiz gerekir” diyor. Peki gerçek ihtiyaç ve sorun nedir? Topçu Kışlası inşaatı kurumsal kültür için çok mu önemlidir? Gerçek ihtiyaç o bölgenin paydaşları ile tartışıldı mı? Sorun nedir? Bu ihtiyaç tüm İstanbul halkına anlatıldı mı? Örneğin ben kaldırım ihtiyacını anlayabilirim ama parkın üzerine ‘efendim Topçu Kışlasını belirli bir zihniyet yıktırmıştı da ondan yeniden yapacağız’ gibi bir ihtiyaç benim açımdan geçerli olamaz. Bu mantıkla 1299 dan beri yıkılan her türlü binayı yeniden inşaa etmemiz gerekmez mi?

İhtiyacın önemi, mevcut bir sorunu çözüp çözmeyeceği belirlenmeli ve doğru bir şekilde paylaşlara aktarılmalıdır. Bu projede bu yapıldı mı? Paydaşların ihtiyacı dikkate alındı mı? Şöyle bir oylama yapıldı mı: Burası ufak düzenlemelerle park olarak mı kalsın, yoksa bina mı yapalım? Bunların hiçbiri yapılmadı. Talep olmayan bir konuda zorla, otoriter bir yöntemle bir proje geliştirildi ve paydaşlar şaşırdı. Güzel de benim ihtiyacım bu değil ki!

Değişim projelerinin başlangıcında ihtiyaç ve sorun herkesin anlayacağı şekilde geliştirilmeli, farkındalık yaratılmalı ve destek sağlanmalıdır. İyi anlaşılmayan bir ihtiyaca destek sağlayamazsınız.

Değişim Projesinin Tanımı, Ne değişecek?

Gezi Parkı projesi tamamlandığında ortaya tam olarak ne çıkacağı tüm paydaşlar tarafından tam olarak anlaşıldı mı? Proje sponsoru, parkı sadece 3 metre kaydıracaktık diyor, firmanın CEO’su  ağaçların kesilmesi söz konusu değil, buraya Topçu Kışlası yapılacak diyor.
Bakan AVM yapılırsa önce ben karşı çıkacağım diyor, başka bir yönetici AVM ve rezidansta yapılabilir diyor. Ülkenin CEO’su ben camide yaparım rezidansta, ben Genel Müdürüm benim dediğim olacak deyip uçağa binip gidiyor. Peki biz kime inanacağız?

Bütün bu belirsizlik paydaşların kafasını karıştırıyor. acaba aşağıdaki resimdeki gibi bir yer mi yapılacak? Vizyon karışık ve paydaşlar tarafından paylaşılmazsa, bazı paydaş grupların da ister istemez yapılmak istenen değişime karşı direnç oluşacaktır, çünkü belirsizlik insanı korkutur. Bu değişimin doğasında vardır. İnsanla ilgili, psikolojinin alanına giren bir konudur. Biz buna değişim psikolojisi diyoruz. Şimdi insanlar niye direniyor? Direnenler yabancı firmalardan rüşvet almış, kandırılmış çapulcular dersek, konuyu hiç anlamamışız demektir.


Taksim Yayalaştırma ve Gezi Parkı Projesi


Şehir hatları vapuru projesi yaparken bir sürü farklı tasarım paydaşlara oylatılmıştı. Sonra en çok oy alan proje karşımıza çıktı. Aynı şekilde farklı önerilerin oylama teknikleri ile önceliklerndirilmesi ve seçimi, günümüz çağdaş toplumlarında, özellikle toplumsal gelişim projelerinde kullanılan bir karar alma tekniğidir. Karar alma tekniklerinde en uç nokta emirle karar almaktır bu da  genellikle kriz dönemlerinde işe yarar. Normal koşullarda sivil toplumlar tek adam emriyle karar alırlarsa orada dikta tipi karar alma var demektir. Yine aynı şekilde karar alma tekniklerinin ne zaman ve hangi koşullarda kullanılması gerektiğini Google Hocadan öğrenebilirsiniz.

Vizyon katılımcı yöntemlerle oluturulmalı ve paylaşılmalıdır. Peki Gezi Projesinde, vizyonu kimler ve nasıl oluşturdu? Bugün değişim yönetimi uzmanlarınca en çok kullanılan yöntemler arasında Geniş Katılımlı Planlama ve Karar Alma Teknikleri de var. Örgütsel ve toplumsal değişim projelerinde, özellikle planlama aşamasında bu tekniklerden sık sık faydalanılıyor.

Yakın zamanda Amerika’nın Chicago gibi büyük şehirlerinde halkın sorunlarına çözüm geliştirilmesinde bu tekniklere sık sık başvuruldu. (Meraklısına, bu projelerden biri olumlu sorgulama tekniğinin kullanıldığı Imagine Chigago projesidir) niçin “Imagine Taksim Square” Projesi aynı şekilde yapılmasın? Toplum tanım olarak komplike bir sistemdir. Böyle yapılarda tüm paydaşların girdisi olmadan oluşturulan değişim projeleri sakat doğmaktadır. Bunun da aracı yukarıda değindiğim üzere Geniş Katılımlı Karar Alma Teknikleridir.


Değişim İletişimi

Sponsor şöyle diyor “projeyi iyi anlatamadık” Anlatmak tek yönlü bir iletişimdir. Değişim iletişiminde anlatmak şeklinde bir teknik yoktur. Değişim projelerinde sponsor ve proje ekibi çok kanallı bilgi paylaşımına ilave olarak, eğer paydaşların geri bildirimlerini dikkate almazlarsa sonuçlarına katlanmak zorunda kalırlar. Projeyi tüm detaylarıyla her seviyedeki paydaşın anlayacağı şekilde anlatmak ve geri bildirim almak zorundasınız. Kurum veya şehir çöktükten, bütün paydaşlar birbirine girdikten sonra sponsorun “ maalesef birçok yanlıştan bahsedebiliriz” deme lüksü yoktur. Mevcut iletişim şekli ve üslubu çok ciddi kafa karışıklığına yol açmıştır. Halbuki değişimden etkilenen kitlelerin gösterdiği direnci hafifletmek için kullanılan en basit teknik; dinlemek ve değişimden etkileneceklere dinlenildiklerini hissettirmektir.

Özetle, bu yazıda tüm değişim yönetimi süreçlerine değinmeyi amaçlamadım.Yaşanan  bir olayı örnek alarak, özellikle projelerin başlangıç aşamasında dikkat edilmesi gereken temel hususlara değinmek istedim. Gelişmiş ülkelerde belediyeler ve kamu kuruluşları, özellikle son 20 senedir toplumu ilgilendiren projelerde değişim yönetimi ve sistem yaklaşımı prensiplerine çok önem vermekte ve bu konuda uzman akademisyen ve danışmanlardan destek almaktadırlar. Bunun en güzel örneklerine İngiltere, Almanya, Amerika ve İskandinav ülkelerinde rastlanmaktadır.

Örgüt ve toplum yöneticilerinin artık değişim projelerini hayatı geçirirken bütün medeni dünyada olduğu gibi demokratik ortak akıl oluşturma ve karar verme tekniklerini öğrenmeleri ve kullanmaları gerekiyor. Google Hocaya “change management” nedir diye sorduğunuzda 904,000,000 satır cevap geliyor. Siz böyle bir gerçeği inkar eder ve iletişim adına ağzınıza geleni  söylerseniz, sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsınız.

Kentsel Dönüşüm mü? Bina Yenilenmesi mi?

“Kentsel dönüşüm” yaygın bir değişim iletişimi ile başladı. Paydaşlardan politikacılar ve inşaatcılar bu projeden en çok fayda sağlayacak kesimler olduğu için, iletişim araçlarında en çok onların ismi geçiyor. Ama, değişim yönetimi ve akademik açıdan bakıldığında burada temel bir sorun var. Değişim yönetiminde, değişim türleri değişimin sonucuna göre başlıca üç gruba ayrılıyor:

  1. Geliştirme-İyileştirme : Örneğin şirketlerde problem çözme veya süreç iyileştirmeye yönelik çalışmalar. bu çalışmalar sonucunda belirli bir noktada veya süreçte verim artışı sağlanıyor. Ama genel yapıya ve ilişkilere baktığınız önemli bir değişim görmüyorsunuz.
  2. Geçiş-Değişim: sistemde veya organizasyonda bazı aksaklıklar vardır. Durumu inceler örneğin örgütün şemasında veya karar verme süreçlerinde bir değişikliğe gidersiniz. Artık elinizde yeni bir yapı vardır. Ya da stratejinizi değiştirir, yeni bir misyon ve vizyon tanımlarsınız. bütün bunların sonunda, genel görüntünüz değişmez ama bazı alanlarda performans gelişimi sağlarsınız.
  3.  Dönüşümsel Değişim: en fazla kaynak ve çabayı bu tip değişim gerektirir. Sisteminizde yapı, kültür, liderlik stili gibi unsurlardan kaynaklanan temel bir sorun varsa, sadece iyileştirme çabalarıyla sorunlarınıza çözüm bulamazsınız. Detaylı analiz ve planlamalar yaparak bütünsel bir değişime gitmeniz gerekir. Sonuçlarını öngöremeyeceğiniz için en riskli ve yatırım gerektiren değişim çabasıdır.Örneğin hiyerarşik yönetime sıkı sıkıya bağlı bir örgütü, müşterek kararlarla yönetilen ve en alt örgüt çalışanının bile karar alabildiği bir yapıya dönüştürülmesi. Bir metaforla göstermek gerekirse ipek böceğinin, kelebeğe dönüşmesi.

 Bu tanımlar çerçevesinde baktığımız zaman, bizdeki “kentsel dönüşüm” diye adlandırılan proje Dönüşümsel Değişim grubuna giremez. Eski binaları en çok rant getiren semtlerde yıkıp yeniden yapmak kentsel dönüşüm olmaz.  Evler, apartmanlar bir sistemi oluşturan unsurlardan biridir. Sistemimiz yaşadığımız şehirlerdir. Alt yapıyı oluşturan sistemin diğer unsurları, sosyal altyapı, ekonomik ve imar dokusu, bilişim, sağlık alt yapısı ve yeşil alanlar. Oysa örneğin İstanbul Kadıköy’deki rantsal yenileme burada yaşayan nüfusu %30 oranında artıracak. Buna yakın bir oranda araç trafiği artacak. Peki yollar? çocukların oynayacağı alanlar, yaşlıların yürüyüş yapıp sohbet edeceği parklar? Bir bölgeyi yeniden çağdaş yaşama uygun olarak yapılandırmak; o semtte, yeşil alanların çağa uygun büyütülmesi; kişi başına düşen m2 ile, kişi başına düşen yeşil alan, sanat ve spor alanlarının karşılaştırılarak, uygar dünyada yapıldığı şekilde, iş merkezlerini, konut alanlarını, meydanları, cadde ve sokakları, ulaşım sistemlerini de içine alan bir makro dönüşüm planına göre yaparsak bu bir kentsel dönüşüm olur. Şu anki  İyileştirme, “yık yap” yöntemi sistemin bütünlüğü ile uyum içerisinde olmadığı için önümüzdeki dönemde içinde yaşadığımız sistemde ortaya çıkacak başka sorunlarla mücadele etmek ve gereksiz kaynak israf etmek zorunda kalacağız. Maalesef sistemin farklı unsurları arasında bir diyalog olmadığı için büyük bir fırsat kaçırıldı.

Değişimi Anlatabilmek

Her ne kadar son dönem literatürde değişim sadece modern çağa ait bir kavrammış gibi gösteriliyorsa da, değişim insanın var olduğu en eski çağlardan beri var. Bunu aşağıdaki linkteki video çok güzel gösteriyor.

Esas sorun değişimi doğru anlatabilmekte. Çünkü değişim kelimesi yanlış anlaşılabilir…

İnsanların alışkanlıklarını değiştirmek kolay değil. Hergün alıştığınız yolu kullanmaktan nasıl vazgeçersiniz? izleyin bakın. Alternatifi eğlenceli hale getirmek bunun bir yöntemi. (genellikle çocuklarda etkili olur)

Özetle, değişim ihtiyacını ve değişimin ne getireceğini özellikle avantajlarını, doğru dil kullanarak anlatabilmek lazım. Eğer eğlenceli (motive edici) bir yöntem geliştirebilirseniz insan alışkanlıklarını çok daha kolay değiştirebilirsiniz.

Takım Gelişimin Hikayesi

Bizim hakim yönetim modelimizde, ekibe yeni katılanı denize atarız yüzebilirse bizdendir, boğulursa bu adamda iş yoktur! Acaba şirketler iş ekiplerinden daha iyi verim alabilmek aşağıda listelediğim husulara ne kadar önem veriliyorlar? Bu tip çalışmalar yapan şirketler var mı? Doğrusu bilmek isterdim…

Hikayemize şöyle başlamamız lazım:

  • Takımın Misyonu: Biz kimiz?, ne yapıyoruz? Varlık nedenimiz nedir?
  • Bir Vizyon Oluşturulması: Aslında çok açık ama acaba gideceğimiz yeri biliyor muyuz?
  • Takımda Görev Bölümü: Rollerimiz açık mı? bize anlatıldı mı? nedense birçok şirkette rollerin açık bir şekilde tanımlanmaması nedeniyle alan çatışmaları yaşanıyor. 
  • Takım Değerleri: İşlerimiz ne şekilde yapacağız, iş ortamında nelere değer veriyoruz? sevdiğimiz veya sevmediğimiz davranışlar nelerdir? kişisel değerlerimiz, iş ortamının değerleriyle örtüşüyor mu? hangi alanlarda değer çatışmaları yaşıyoruz?
  • Takımlarımıza yeterli beceri kazandırıyor muyuz? ekip halinde çalışmak farklı bazı beceriler gerektirir.
  • Ekibin başarılarını ekibimizle paylaşıyor muyuz? Unutmayın insanların en büyük ihtiyaçlarından biri başarılı olunduğunu hissetmektir.
  • Ekibimizin performansını zaman zaman birlikte değerlendiriyor muyuz? aksayan hususlara birlikte çözüm bulmaya çalışıyor muyuz?
  • Performans açığı yaşayan takım elemanlarına koçluk desteği veriyor muyuz? (illaki pahalı bir danışmana başvurmak gerekmiyor.) 

Evet hikayemize ekibimizin içinde bulunduğu örgüt ve kültüre göre biraz daha eklemeler yapabiliriz. Ama zaten yukarıdaki hususlarda çalışmalarınız varsa, belirli bir aşama kaydetmişsiniz demektir.

Berlin Change Days 2012

Change Facilitators Associates Network üyelerinin ve ortaklarının katılımıyla bu sene Berlin’de 1-4 Kasım 2012 tarihleri arasında 4. kez düzenlenen “Berlin Change Days” değişim yöneticileri konferansına katıldık.

Toplantı açılışı Berlin Change Days organizatörü ve Change Facilitation Associates Network kurucusu Holger Nauheimer tarafından yapıldı.

Açılış konuşmasının konusu “The New Ecosystems of Organizations” idi
Bu sunumu şu linkten izleyebilirsiniz http://youtu.be/PW7EihP5BQM

Koltukların dizilişi önemlidir

Bir zamanlar herkesin rütbesine bakılmaksızın yuvarlak masalar etrafında toplantı yaptığı bir kültürde çalışmıştım. Sonra liderler değişti, yuvarlak masalar kalktı, masalar rütbelere göre düzenlendi, yeni liderler başköşelerde oturmaya başladı. Kültür değişti. Özetle değişimi koltukların dizilişinden başlattılar.

 Nasıl oturduğumuzu değiştirebilirsek, Dünyayı değiştirebiliriz.

Paylaşılan Değerlerin Artan Önemi

İş ortamında paylaşılan değerlere sahip olmak iş verimliliğine ve güçlü iş ilişkileri kurulmasına katkı sağlar. Farklılığın arttığı günümüz iş hayatında herkesin aynı değerlere sahip olması beklenemez bu hedef gerçekçi olmaz, hatta imkansızdır.  Ama herkesin üzerinde mutabık olduğu temel değerlere sahip olmak önemlidir. Eğer böyle bir değerler seti olmazsa insanlar nasıl davranacaklardır? Neyi model olarak alacaklardır? Temel değerler üzerinde anlaşmazlık sürerse uzun vadede sürtüşmeler ve çatışmalar artar bu durum ister istemez kültürel entropi dediğimiz durumu yaratır.

Örneğin bugün ülkemizde örgütlere artık çok farklı eğitim sistemlerinden gelen, dünyaya bakış açıları çocukluklarından itibaren farklılaştırılmış, farklı temel değerlere sahip insanlar katılmaktadır. İşletmelerde çok farklı temel değerlere sahip kişilerin çalışması şirket içi çatışmaların artmasına yol açabilir özellikle bu değerler temel dünya görüşüyle ilişkiliyse.

Şirketlerde bu farklılıklar nedeniyle çatışmaların yaşanmaması için, başlangıçta şirket değerleri belirlenip, açık bir şekilde herkesle paylaşılmalıdır. Kişisel değerleri örgüt değerlerinin üzerine taşımak ve bunda ısrarcı olmak arzu edilen bir durum değildir. İnsan yaşamında oldukça önemli bir yer tutan iş, ofis ortamında huzurlu bir şekilde çalışabilmek için, örgüt değer ve davranış normlarının  mümkünse katılımcı yöntemlerle belirlenmesi ve bunlardan taviz  verilmemesi gerekmektedir.Yoksa herkes kendi değerini yaşamakta ısrar ederse çatışma kaçınılmazdır.

Organizasyonlarda Grup Moderasyonu

Yılın son dönemine girdiğimiz şu günlerde şirketlerde grup toplantıları da artar. Strateji, yeni hedefler, bütçe vs başlıklarında saatlerce süren toplantılar yapılır. Bu toplantıların bir kısmı sadece bilgilendirme amacıyla yapılırken, bir kısmı da bir problem çözmek ve karar almak için yapılır. Günümüzün modern organizasyonlarında sorunları tartışmak ve çözüm aramak için en yaygın olarak kullanılan yöntem gruplar halinde bir araya gelmek ve karşılıklı görüşerek problemlerin çözümüne yönelik kararlar almaktır.  Ama hepimiz şunu da biliyoruz ki, karar almak için bir araya geldiğimiz grup toplantıları aynı zamanda en kıymetli zamanlarımızı düşük verimle harcadığımız işletme faaliyetleridir. Çoğu zaman grup üyeleri bu toplantıları sıkıcı yöntemleri nedeniyle engellenemeyen zorunlu birliktelikler olarak görmekte motive olmaktan ziyade önlerindeki notluklar üzerinde sanatsal çalışmalarla vakit geçirmektedirler. Ancak kararların kalitesi gruptaki tüm üyelerin problem çözme ve karar alma süreçlerine sağlıklı bir şekilde katılımı ile mümkündür. Bunun için insanların kendini rahat hissedeceği ve önemli buldukları hususları gündeme getirebilecekleri, güven duyulacak bir ortam oluşturmak gerekir. Bu şekilde herkes rahatça tartışmalara katılabilecektir. Herkesin rahatça fikrini ifade ettiği grup tartışma/görüşmelerinin bir sakıncası, bu tartışmaların modere edilmediği zaman çıkmaza girmesi, hatta sürtüşmelere yol açmasıdır. ( Örneğin; TV’ lerde sabahlara kadar süren ve sonuç alınmayan tartışma programları, herkesin çok konuşmakla kendi egosunu tatmin ettiği panel ve konferanslar) Grup üyeleri kendi fikirlerinin doğruluğuna ne kadar güçlü bir şekilde inanırlarsa, o kişilerin başkalarının görüşlerine saygı duymaları veya tarafsız kalmaları o derece zorlaşır. Bu nedenle özellikle tartışma kültürünün mevcut olmadığı grup çalışmalarında, tarafsız üçüncü bir şahsın  tartışmaları kolaylaştırması ve bazı teknikler kullanarak  fikir ve görüşleri yapılandırması gerekir. İşte bu işi yapan kişiye moderatör diyoruz.

Moderatör Nelere Dikkat Eder?
•    Herkesin kendini rahat hissedeceği bir ortam yaratılması
•    Katılımcıların tartışmalara eşit bir şekilde katılması
•    İçerik ve sürecin ayrı yönetilmesi
•    Aktif dinleme ve bazı soru tekniklerinin kullanılması
•    Tartışmaları yönetirken bir metod kullanmak
•    Görüşülen hususları görselleştirmek
•    Problemlerin analizi ve karar alma süreçlerinde belirlenmiş
Tekniklerin kullanımı

Moderasyon Tekniklerini Nerelerde Kullanabilirsiniz?

Moderasyon tekniklerinin kullanıldığı grup çalışmalarına örnek vermek gerekirse;
•    Vizyon ve Strateji Geliştirilmesi
•    Yıllık Planlama Toplantıları
•    Değişim Yönetimi ve Kültürel Değişim
•    Yaratıcı Fikir Üretme
•    Paydaş Toplantıları
•    Satın alma ve Birleşmeler
•    Proje Geliştirme ve Planlama Çalışmaları
•    IT Sistem Geliştirme Toplantıları

Moderatör Kullanmanın Faydaları

Grup çalışmalarında şirket içi veya şirket dışı profesyonel moderatörler kullanabilirsiniz. Bu kararı tartışılacak konu ve bu konunun önemi belirleyecektir. Tüm paydaşların taraf olduğu bir konuda şirket içi moderatörün etkinliği tartışılabilir. (moderatör tarafsız olmak durumundadır)
Moderatör kullanmanın avantajlarını şu şekilde sıralayabiliriz:
•    Grup Dinamiklerinin Yönetilmesi
Katılımcılar ile iyi bir uyum oluşturulması başarılı bir grup çalışması için hayati önem taşımaktadır. Grubu tartışma odağında tutmak ve üretken bir tartışma sürdürmek moderatörün işidir. İnsanlar, çoğu zaman, bilinçsiz bir şekilde davranırlar. Davranışlarının arkasında yatan duygularını incelemek umurlarında değildir. Duygularını ve motivasyonlarını sağlıklı bir şekilde açığa çıkaramazlar. Profesyonel bir moderatör bu gibi durumlarda kişilerin gerçek motivasyonlarını ortaya çıkarmak için eğitilmiştir.

•    Konudan ve Hedeften Uzaklaşmamak

Deneyimli bir grup moderatörü bir projenin temel hedeflerini anlar ve tartışmaların ana hedeften uzaklaşmadan sürdürülmesini sağlar. Tartışmaların süresinin, kaliteli fikir üretimi ile dengelendiği bir beceri kazanmak bazen yıllarca sürebilir.

•    Zor Durumları Yönetmek
Grup tartışmalarında katılımcılar bazı konulara daha duyarlı yaklaşabilirler. Deneyimli moderatörler bu davranış kalıplarının arkasındaki gerçek motivasyonu dışarı çıkarırlar. Bu gibi durumlarda “hakim”, “baskın” konuşmacıların önyargılı bir ortam yaratması ancak deneyimli bir moderatör tarafından engellenebilir.

•    Sürecin Bir Uzman Tarafından Tarafsızca Yönetilmesi
Deneyimli bir moderatör,  tanımlanmış somut hedeflere ulaşmak için müşterilerinin fikirlerini  organize etme sürecini kolaylaştırarak yardımcı olabilir. Bu süreçte moderatörün tarafsızlığı kritik bir öneme sahiptir. Moderatör tartışmaların amacından sapmaması için, gerektiğinde esnekliği kaybetmeden, bir tartışma kılavuzu geliştirir. Bulguların yorumlanması aşamasında özellikle tarafsız olduğu için katılımcıların rahatsız olmasının önüne geçebilir, dürüstçe geribildirim verebilir.

Sonuç olarak, profesyonel grup moderatörleri , tartışmalar sırasında grup dinamiklerini yönetmek ve dengeli bir katılım sağlamak suretiyle grup çalışmalarının verimli bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olurlar.

Okumak İçin linki açınız: Toplantılar Bedava mı?

Örgütsel Değişimde Yeni Liderlik

Örgütlerde değişimi eskiden olduğu gibi zaman zaman başlatılan projelerle gerçekleştirmek, günümüz çevre koşullarında artık geçerliliğini yitirmeye başladı. Sektörüne göre değişmekle birlikte rekabet çok arttı, özellikle teknolojide ki gelişmeler baş döndürü olmaya başladı. Tüm bunlara Dünya’da yaşanan siyasal ve ekonomik gerilim ilave edildiğinde, şirketler büyük bir belirsizlik denizinde yol almaya çalışıyorlar.

Patronların birçoğunun farkında olmadıkları birşey var, o da günümüzün genç işgücünün 20-30 sene evvelki abilerinden çok daha farklı olması. Yeni mezunlar kendileri dışında alınan kararlara çok daha sorgulayıcı ve şüpheyle yaklaşıyorlar. İnternet ve sosyal medya ellerinin altında. Her türlü bilgiye, çeşitli modellere herkesten daha çabuk ulaşıyorlar. Kırmızı ışıkta yürürken bile internette etkişim halindeler. Dünya’da yaşanan mücadelenin farkındalar. Dolayısıyla zaten anında bilgi paylaşarak bir sürü küçük değişim başlatıyorlar. Genç kadrolar kendi değerlerini ve hayattan ne istediklerini gayet iyi anlamışlar.  Çünkü günde 8-10 saatlerini niçin yaptıklarını anlamadan çalışarak geçirmek istemiyorlar. Yaptıkları işin parasal gelirden başka hayatlarına anlam katmasını istiyorlar. Bu güzel birşey ama bunları istihdam edenlerin işlerini güçleştiriyor. Şirketlerde farklı bir bakış açısına yeni liderlik yaklaşımlarına ihtiyaç var.

Sanayi devriminden beri özellikle Taylor sonrası gelişen yönetim stiline göre şirketlerde bir hiyerarşi vardır. Yukarıdakiler düşünür, planlar, karar alır ve yapılması gerekenleri aşağıya talimatla iletirler. Yukarıdan aşağıya herkes üzerine düşeni yapar. İşte yazımın başında yer alan değişime projelerle tepki verme yöntemi böyle bir şey. Ama bu yöntem artık aksıyor. Çünkü çevre gelişmelerine daha çabuk tepki vermeye ihtiyaç var. Bilgiyi ve gelişmeleri gerçek zamanlı izleyen genç çalışanlar artık daha fazla insiyatif istiyorlar. Demek ki değişim artık bir grup kararı gerektiriyor. Aşağıdan yukarı alınabilecek kararlar sözkonusu. Değişim kararları artık sadece tepeden gelmeyecek. Şirketin bir nevi sensörleri olan genç profesyonelleri dikkate almak lazım. İşte bu aşamada sorunlarımız var. Çünkü zaten yönetim biliminde sıkıntılar yaşayan şirketler bu yeni  liderlik yaklaşımını nasıl kabullenecekler?

Bu aşamada yöneticilerin her türlü önyargılarından kurtularak genç profesyonellere başlangıçta hata bile yapsalar kendilerini gerçekleştirme fırsatı vermeleri lazım. Belki başlangıçta stratejiden ve hedeflerden bazı sapmalar olacaktır ama yöneticilerin yaratıcılık ve inovasyona yol açacak yöntemlerin şirketin uzun vadeli sağlığı için gerekli olduğunu anlamaları lazım. Bu şekilde yaratılan ortamda çalışanlar yüzlerce belki binlerce küçük değişim yaratacaklardır. Bunların bir kısmı stratejiye uygun olmayabilir. Ama yaratıcılık ve inovasyonu bir kişiden veya bölümden beklemekten daha iyidir. Böylece şirkette bir sonraki gün nasıl yeni yöntemler bulurum diye işe gelen ve geleceklerini müştereken düşünen bir iş kültürü gelişecektir. Aksi takdirde proje ekiplerinin projelerini başarılı bir şekilde tamamlamalarını beklemeye devam edeceğiz.

Yeni liderliğe örnek bir şirket: LEGO (Aşağıdaki videoyu izleyiniz)

http://www.bbc.co.uk/news/business-19343014

Bu yazıya ilham veren kaynak:  
Change to Strange: Create a Great Organisation by Building a Strange Workforce (2007)

Değişimi Nasıl Başlatıyorsunuz?

Şirketlerde liderlerin, kurumsal değişimi hayata geçirebilmek ve çalışanları da bu değişime katabilmek için çekici bir gerekçe bulmaları gerekir. Harvard  Business School araştırmalarına göre aciliyet ve gereklilik duygusu yaratmada yetersizlik, kurumsal değişim çabalarının sakat başlamasına neden olmaktadır. Ülkemizde de iş hayatında çok sık duymaya alıştığımız “patron bu şekilde yapılmasını istiyor” gerçeği artık değişimi tetiklemede yetersiz kalmaktadır. Bu durumda şirket dışı bir faktörün baskısı gerekli  değişimin hayata geçirilmesinde daha etkili olmaktadır. Örneğin; önemli bir müşterinin eğer şirketiniz kalite belgesi almazsa sizinle iş yapmayı durduracağı yönünde bir gelişme ortaya çıktıysa. Dolayısıyla değişim ihtiyacını sorun ve koşulların belirlemesi, çalışanlar üzerinde  talimatlardan daha fazla etkili olmaktadır.