Author Archives: serdar56

Kurumsal Değişim mi Başlatmak İstiyorsunuz, Önce Müşterilerinizi Dinleyin

Alışveriş yaptığınız bir markadan, satın aldığınız bir ürün veya hizmetten zaman zaman sizde şikâyetçi oluyor musunuz? Huyum kurusun ben çok sık şikâyetçi oluyorum. Müşteri istismarı karşısında kayıtsız kalamıyorum. Paramı nasıl eksik ödemiyorsam ben de paramın karşılığı olan hizmeti veya ürünü almak istiyorum, bunun içinde gerektiğinde görüşlerimi iletmekten çekinmiyorum. Bizde firmalar genellikle satış odaklıdır. Bu şu demek; her şey satıncaya kadar, bir sorunla karşılaşınca hakkınızı alabilmek için deveye hendek atlatacaksınız. Bazı yerlerde müşteri şikâyet ve önerilerini almak için iletişim kutuları koymuşlar, diğer bazı yerlerde ise satış görevlileri kibarca “tabii efendim görüşlerinizi iletiriz” şeklinde kibarca sizi savuşturuyorlar. Bir sonraki uğrayışımda her şeyin eski hamam eski tas devam ettiğini görüyorum. Geçenlerde yurt dışı seyahatimden döndükten beş gün sonra yemek yediğim restorandan bir e-posta aldım. İçeriğinde bir memnuniyet anketi vardı. Kendileri için beş dakika ayırmamı ve aldığım hizmetten memnun kalıp kalmadığımı bir kaç soruyla ölçmek istiyorlardı. Bende bilinçli bir tüketici olarak aldığım hizmeti değerlendirdim. Burası çoktan köşeyi dönmüş bir işletme, belki müşteri görüşüne hiç ihtiyaçları yok ama dünyayı anlamışlar, sürekli dış çevreyi ve müşteri deneyimini koklamanın önemini kavramışlar. Niye bizde böyle uygulamalar yok diye söylenirken geçen gün yemek yediğim çok şubeli bir restoranda jacca.com isimli bir uygulamaya rastladım. Müşteri önerilerini toplayan ve işletmeye ulaştıran bir proje. Yine bu yazıyı kaleme aldığım süreçte bir sigorta şirketimizin müşterilerinin öneri ve yorumlarını dinlemek üzere bir “Deneyim Haritası” etkinliği düzenlediğini okudum. İnsan böyle şeyler görünce memnun oluyor elbette ancak önemli olan bu geri bildirimlerle ne yaptıkları.

***

Günümüzün saldırgan piyasalarında rekabet avantajı yakalamak için bir değişim programı başlatmak istiyorsunuz ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsunuz. Bu programların amaçları genellikle maliyetleri düşürerek hem karlılığı artırmak hem de müşteri tabanını genişleterek şirketi büyütmektir. Ancak bu hedefe ulaşmak için hangi süreçlerden başlayacaksınız esas sorun burada. Benim önerim eğer bir süreç seçecekseniz, bunlar öncelikle müşteri şikâyetleri ve sorgulamaları olmalıdır. Bu süreç tüm ürünleri ve kanallar hakkında size bilgi verecektir. Peki, niye bu süreç? Bir; müşteri şikâyet ettiği zaman neyin yanlış olduğunu söylüyordur. İster beğenin ister beğenmeyin müşteri şikâyetleri müşterinin bakış açısından işletmenizde neyin ters gittiğini gösteren en iyi kaynaktır. İki, müşteri bir ürün veya hizmetinizi sorguladığı zaman çok farklı birimler arasında geçiş yapar. Yani kurum içi silolar arası ilişki kurulmasını sağlar. Eğer ERP uygulaması gibi bir yazılım projesi başlattıysanız bu bilgi sizin için çok değerlidir. Silolar arası geçişlerde yaşanan sorunlar bu şekilde ortaya çıkar. Değişime belirli bir alanda yapacağınız taktik iyileştirmelerden ziyade şirket içinde birçok alanı kapsayan ve kesen müşteri süreçlerinden başlamak gerçek anlamda müşteri odaklı olmanın ilk şartıdır.

***

Bugün gelişmiş ülkelerde değişim programlarını müşteri önerileri üzerine kuran şirketler var. Başarısını kanıtlamış İKEA bunlardan biri. Görünürde önerileri dikkate alıyormuş gibi yapmanın bir anlamı yok. Mesela ulaşım sektöründe tekel konumunda olan bazı şirketlerimiz müşterileri ile iletişim süreçleri geliştirmişler. Ancak kazara bir sorun yasadığınızda veya bir öneride bulunduğunuzda aldığınız cevaplar karsısında bin pişman oluyorsunuz. Ne diyeyim bugünkü tekelci konumları onlara avantaj sağlıyor ama uzun vadede müşteri odaklı olmayan kurumsal kültürler müşteri kaybederler. Benden tavsiye şikâyet eden müşterilerinize kızmayın!  Bakın Bill Gates çalışanlarına ne demiş: “En mutsuz müşterileriniz, sizin için en değerli öğrenme kaynağınızdır”

 

Yatırımcılar İçin Sürdürülebilir Değer Yaratmada Üst Yönetimin Rolü

IMG_042713 Nisan 2016 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesinde CFGS ve TUYİD’in katkılarıyla yukarıdaki başlık altında düzenlenen toplantıda konuşulanları bu yazımda özetlemek istiyorum.

Prof. Dr.Güler Aras, toplantının amacının ortak geleceğimiz için sürdürülebilir değer yaratmak için tecrübelerimizi paylaşmak olduğunu vurguladı.

Daha sonra söz alan TUYİD Yönetim Kurulu Başkanı Özge Bulut Maraşlı konuşmasında şunlara değindi; ” Yatırımcılar hissedarlar kadar şirketlerin yöneticilerine de bakıyorlar. yabancı şirketler 80’li yıllardan sonra Türkiye’ye gelmeye başladılar.Yöneticiler ile şirket hissedarlarının sorumluluklarının ayrılması gerekir. Kurumsal yönetim endeksi geliştirildi, çalışmalara 30 şirket ile başlandı. Bugün artık kurumsal yönetim ilkeleri raporu önem kazanmaya başladı. Endeksin faydalarının anlaşılması zaman aldı. Artık sürdürülebilirlik endeksi önem kazandı ve bakılıyor. Türkiye endeksinde bugün 34 aktif üye firma var. Yatırımcı ilişkileri derneği 2009 yılında kuruldu, paydaşlarla ilişkileri yöneten ve yatırımcılarla bilgi paylaşan bir derneğiz. Sermaye piyasaları derinlik kazanamadı. Amacımız bu piyasanın derinlik kazanmasına yardımcı olmak.

Continue reading

Treni Yakalamamız Çok zor!

IMG_3706Geçen hafta, TÜSİAD tarafından organize edilen “Türkiye’nin 4.Sanayi Devrimine Dönüşümü” başlıklı konferansı bende izledim. Biliyorsunuz bizde meslek kuruluşları yabancı danışmanlık kuruluşlarına rapor hazırlatmayı çok sever, işte bu toplantıda da Boston Consulting Group isimli danışmanlık şirketinin hazırladığı raporun bir özet sunumu yapıldı. (Merak edenler rapora http://bit.ly/tusiadsanayi40raporu adresinden pdf formatında ulaşabilirler.)

Öncelikle söz alan TÜSİAD Başkanı Sayın Cansen Başaran’ın konuşmasını ben çok iyimser bulmadım. Verdiği bilgilere göre ihracatımızda yüksek teknoloji ürünlerin payı  %3.7 imiş. AB ortalaması ise %15. Cansen hanım tüm çabalara rağmen yüksek teknoloji ürünlerinin payının artırılamadığını ve daha çok konuşmayla vakit geçirildiğini vurguladı!  Daha sonra söz alan Sanayi Bakanı Fikri Işık Türkiye’nin önceki üç sanayi devrimini tribünden izlediğini belirterek (birinci hatta ikinci sanayi devrimi dönemlerinde bu topraklarda padişahlık/monarşik yönetim vardı), hazırladıkları yeni ARGE yasasıyla yukarıdaki oranın kısa sürede %15’e çıkarılacağını söyledi.Herhalde buna politikacı iyimserliği deniyor! Hedef koyarken hedefin gerçekçi olması lazım. Benim de aklıma şu geldi; Peki madem tribünde olduğumuzun farkındasınız, ARGE teşvik yasası çıkarmak için neden 14 sene beklendi? Evinize yangın sigortası yaptırmak için yangın çıkmasını beklemezsiniz öyle değil mi?

Continue reading

Çalışanlarınız Mutlu mu?

135021Geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) “Yaşam Memnuniyeti Araştırması” sonuçları açıklandı. Özetle genel mutluluk oranımız son 3 yıldır geriliyormuş. 2010’da yüzde 60’ın üzerine çıkan genel mutluluk oranı, 2015’te yüzde 56,6 ya düşmüş. Çalışanların arasında ise yüksek eğitimliler daha mutlu imiş. Dünya geneli mutluluk endeksinde ise 158 ülke arasında 76. sıradayız. Bizden önce gelen ekonomilerin çoğu mutluluk sırasında da bize göre çok üst sıradalar. Dünyanın 18.ekonomisi ol, ama mutsuz ol! Demek ki bu kadar paranın toplumun mutluluğuna katkısı yok. Zaten gelir dağılımı bozukluğu ve kişi başı gelirdeki yerimiz bu mutsuzluğu önemli ölçüde açıklıyor.

*** Continue reading

İnsan kaynakları bitiyor, artık yetenek kaynakları var

149331Geçen akşam bir film izledim. Filmde yetenekli genç bir hanım kısa sürede şirketini hızla büyütüyor. Bir süre sonra şirketin hızına yetişemediği için iş/özel hayat dengesi bozuluyor. Benim ilgimi çeken esas nokta şirkete başvuranlara “yetenek kaynakları” ile görüşün denmesiydi. Yani daha ilk elemede verilen mesaj şu; eğer yeterince yetenekli değilseniz hiç başvurmayın! Benim işe başladığım tarihlerde iş başvurularına “Personel Bölümü” bakardı. O zamanlar bu bölümlerin ana işi bordro düzenlemek, ücretleri ödemek ve yasal prosedürleri yerine getirmekti. Henüz işe alım bir uzmanlık konusu değildi. Bir yönetici sizinle “mülakat” yapar, ailenizi okulunuzu falan sorardı. Herhalde boyunuzu posunuzu beğenir, şirkete uygunluğunuza kanaat getirirse işi alırdınız.  Sonra Amerikalılar artık personel yok insan kaynağı var dediler. Bizde bu değişimi uygun görerek personel bölümlerinin isimlerini insan kaynağı olarak değiştirdik. Şimdi Hollywood’dan gördüğüm kadarıyla Amerikalılar bu bölümlerin adını yetenek kaynağı olarak değiştiriyor. Yeterince yetenekli değilsen insan kaynağı arayan şirketlere git!

Continue reading

Fırtınalı Zamanlarda Geleneksel Hiyerarşiler Aleyhinize Çalışabilir

çy16 Ocak 2016 tarihli “Riskli Sularda Çok Açılmayın Boğulursunuz başlıklı yazımda, Türkiye’de iş yapma ortamının jeopolitik riskler ve yönetim riskleri nedeniyle her zaman tedbirli yaklaşımlar gerektirdiğini ve iş yaparken bu risklerin dikkate alınması gerektiğini vurgulamaya çalışmıştım. O yazımı gazeteye gönderdikten sonra Sultanahmet meydanında bomba patladı, son olarak sınırlarımız yine ihlal edildi. Dünyanın yeni bir denge, üretim ilişkilerinin yeni paradigmalar arayışında olduğu içinden geçtiğimiz dönemde öyle görülüyor ki, siyasi konjonktür ve uluslararası ilişkiler ülkemizi etkilemeye devam edecek.  Şirketlerimizi çevreleyen ortam bu olunca şirket sahipleri ve üst düzey yöneticilerinin iç ve dış piyasaları her zaman olduğundan daha yakın izlemeleri gerekecek. Continue reading

Değişim Sürecinde CEO’nun En Önemli Rolü

Değişim yolculuğu en basit anlatımla A noktasından B noktasına gitmektir. Genellikle bu ilişki düz bir çizgi ile gösterilir. Gerçek hayatta böyle mi? bir değişim yolculuğuna çıkmadan önce kendinizi bir şirketin toplantı salonunda düşünün. CFO proje için yeni finansal kaynaklar yaratılmasında ısrar ediyor, operasyon genel müdür yardımcısı önce kalite programı diye tutturuyor, IK Genel Müdür Yardımcısı eğitim ve performans yönetimi öncelikli olmalı diye ayak sürtüyor. Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı “müşteri odaklı olmalıyız” diye bastırıyor. Bu manzara genellikle değişim programlarının başlangıcında karşımıza çıkar. Eğer bir orta yol bulunmazsa görüş farklılıkları değişim yolculuğu boyunca devam eder ve biz bir türlü düz bir çizgi izleyemeyiz. Yolculuğumuz uzar, maliyetler ve riskler artar. İşte CEO’ların rolü bu ilk toplantılarda önem kazanıyor. CEO mutlaka bu tartışmaları “kolaylaştırmalı” ve değişim liderleri arasında bir uzlaşma sağlamalıdır. Bu yapılmadığı takdirde, ki inanın bana genellikle ihmal ediliyor ve yol boyunca “didişmeler” sürüyor. Projelerimizde genel müdürleri genellikle ilk yaptığımız toplantılarda işin süresini, maliyetini vs. konuşurken görüyoruz. Daha sonra arkadaşlar size yardımcı olsunlar deyip çıkıyorlar! Demek ki CEO’lar yolculuğun sağlığı için önemli bir liderlik becerisi olan “kolaylaştırma” konusunda kendilerini geliştirmeli ve bu rolü ihmal etmemeliler. Kaynaklar her zaman sınırlı olacağı için, öncelikle nelerin, ne zaman ve nasıl yapılacağı konusunda üst yönetim üyeleri arasında görüş birliğinin veya konsensüs sağlanması CEO’ların asli sorumluluklarından biridir. 

Dördüncü Sanayi Devrimi İşletmelerimiz İçin Ne İfade Ediyor?

145037Geçen hafta Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumunda yapılan tartışma ve sunumlardan bazılarını canlı yayınlar sayesinde izleme fırsatı buldum.  Bu senenin ana teması, Dünya Ekonomik Forumunun kurucusu Alman Ekonomist Profesör Klaus Schwab tarafından Dördüncü Endüstriyel Devrim olarak açıklandı.  Profesör Schwab’a göre Dördüncü Sanayi Devrimi önümüzdeki yıllarda iş yapış ve yaşama şekillerimizi temelden değiştirecek. Dördüncü sanayi devriminin yol açacağı yeni gelişmeler ve özellikle Türk işletmelerine etkisine değinmeden önce ilk üç sanayi devrimini okuyucularıma hatırlatmak isterim. Buhar makinasının icadıyla birlikte mekanize üretime geçişi sağlayan birinci endüstriyel devrim dönemi başladı. Daha sonra 19.yüzyılın ikinci yarısında elektriğin icadıyla birlikte Ford T modeli öncülüğünde seri üretim ve geleneksel sanayi dönemi başladı. Batıda ağır sanayi bu dönemde gelişti. Seri üretim 3.sanayi devriminin alt yapısını ve gerekçesini hazırladı. Karmaşıklaşan mekanik sistemlerin kontrolü ve artan bilgi hesaplama ihtiyacı 1970’lerden itibaren bilgisayarların, elektroniğin ve sonunda internetin gelişimiyle 3. Sanayi devrine girildi. Bugün itibariyle bu teknolojileri geliştiren ülkelerde öyle bir aşamaya gelindi ki, insanla makinaları ayıran çizgiyi yavaş yavaş kaldırmayı konuşuyorlar. Şimdilik önlerindeki en önemli engel istihdam politikaları.  İşte bu yeni süreç Dördüncü Endüstri Devrimi olarak adlandırılıyor. Bu sürecin etkisi sektörlerin dijitalleşmeden etkilenmelerine göre değişecek. Hepinizin bildiği gibi bu süreçten öncelikle etkilenen müzik sektörü oldu. Dağıtım ve üretimin marjinal maliyetinin neredeyse sıfıra yaklaşmasıyla bu sektördeki en büyük oyuncular bile krize girdi. (örneğin Virgin Atlantic)  Önümüzdeki 20, 30 yıllık süreçte birbirleriyle konuşan makinalardan, müşteriyle, hatta tüketiciyle bilgi paylaşan üretim bantlarından ve cisimlerin internetinden bahsediliyor. Öyle ki, 2020’lere gelindiğinde gelişmiş ülkelerde uçaktan, dokuma iğnesine 30 milyar cihazın internet üzerinden kablosuz olarak iletişim halinde olacağı konuşuluyor. Bu bir bilimkurgu değil gerçek. Örneğin; bir fabrika üretim müdürü elektrik kesintisi sonucunda duran üretimi elindeki akılla cihazla uzaktan yeniden başlatabilecek. Müşterilerinden gelen ürün örneğini akıllı cihazı ile fabrikadaki 3D yazıcıya gönderebilecek. Bugün kalıplarda üretilen birçok otomobil yan sanayi parçası 3D yazıcılarda üretilecek. Bu durumdan ağırlıklı olarak ikinci sanayi devrimini yaşayan Türkiye’deki işletmeler nasıl etkilenecek? Nasıl uyum sağlanacak? Continue reading